kutsal mı? neden?

kutsal'ı bizim aramızdan,dünyanın düzeninden,temel bilgiden,ayıran nedir?
bir şeyin kutsal olması ona ne gibi anlam ve özellikler katar? neden kutsal'a ihtiyaç duyarız?
herşeyin bir açıklama ve cevabı olduğu bu dünyada yada evrende sorgulanamayacak olgular yaratıyoruz ve bu olgulara kendi benliğimizden daha çok değer veriyoruz.
aslında bir çok sebep bulunabilir ama ben ''EGO'' üzerinden yanıt arayacağım.
insanlar olarak biz her nedense kendimizi hep hayvanlardan ayırdık,halbuki iyi bir gözlemle sosyal ilişkilerimizde baz aldığımız kıstas ve kıriterler nerdeyse aynı. ilişkilerimizde bulunduğumuz konumu korumak veya yükseltmek gayesi içinde hareket ederiz. güçlüye özendik ama düşmanlaşmadık,güçsüzü yanımıza çektik ama hep güçsüz olduğunu hissettirdik. yani kısacası sosyal yaşamda büyürken hep bizden güçlü bişeyin altında büyüdük bu psikoljiyle egomuz özgürce gelişmedi doğduğumuz günden beri kendimizin özgür bir birey olduğumuz gerçeği yerine,sürekli kendimizin özgür bir birey olduğunu kanıtlamamız gerektiği düşüncesiyle yaşadık. bunu kime kanıtlayacaktık çünkü üstümüzde gördüğümüz kişiliklerde de bu kaygıyı hissediyor ve görüyoruz.
o zaman diyoruzki ''bir şey var'' benim görmediğim, duymadığım, konuşamadığım, tadamadığım, dokunamadığım, ve koklayamadığım... ama o herhalde görüyor ve duyuyor... bizi.
bu düşünceyle yaşamak,bizi sonsuz bir birey olamamanın içine sokup hayatımızı bizim algılayamadığımız bir mercih'den cevap beklememize ve kendimizden fazla değer vermemize onu dukunulmaz, eleştirilemez, küçük düşürülemez gözmemize sebep olur.

tuncay


''tuncay''
tuncay bir deli oğlan bizim apartmanda oturan
sabah ezanında sokağa çıkan
akşama kadar kaldırımda takılan.
tuncay ailesiyle bizim apartmanda oturmaktadır aile tam olarak;anne,baba,abla,abi(evli),yenge,kız yiğen,erkek yiğen'den oluşmaktadır sanırım ailecek bir psikolojik bozuklukları var ablasıda mesela biraz sorunlu abisi minübüs şöförü(akıllı adam işi değil) babası ki 70 küsür yaşalrında oda biraz sorunlu tuncay'a dönelim bu yakışıklının abisi sabahın köründe sokağı minübüsüyle inleterek gider yarım saat sonra otomat sesiyle tuncay apartmandan çıkar ve bizim sokağın sonundaki camiye doğru gider namaz için değil camiden çıkanlardan para almak için daha sonra.. Haaa! sakın böle saldırgan vuran kıran korkutan bir deli zannetmeyin çok kıbar,abi,abla diyerek ister daha sonra evin önüne doğru yürümeye başlar... bizim evin karşısında büyük bir market vardır marketin manav reyonu dışarıdadır erdal ve lokman adındaki iki abi ilgilenir burayla marketin karşısında ise bir bilgisayar şirketi var buranın elemanları bizimkiyle uğraşmayı çok sever bizimki bunları görünce yanlarına gider çünkü burdaki kişiler tuncaya bir şeyler ısmarlarlar fakat tam bilmediğim bir şeyler yaparak tuncayı kızdırıyorlar tabi erdal'la lokman'ın yardımlarıyla tuncay kıznca küfürler havada uçuyor sonra tuncay'a uyarırmışcasına parmak sallıyorlar tuncay'ın sanırım uyarılmaya ve kızılmaya karşı bir saplantısı var git! diyorlar bu başlıyor gitmiyorum,gitmiyorum,gitmiyorum bu tekrarlar sekiz onu buluyor sonra tekrar küfürler... tuncay beni görünce sürekli yengesini şikayet ediyor ''abiii eve gitmeyim dimi yengem kızar dimi yengem kovuyo beni dimii'' der bende kızmaz tuncay kızmaz ama sen çıkma şimdi diye savuştururum bazende ''abi börekçi paramı alıyo dimiii gitmeyim dimii''diyo bende gitme diyorum belli bir saatten sonra tuncay eve yengeye küfürleri ederek çıkar ve günü benim için biter merak etmiyomuyum ediyoru ama elden ne gelir bu yakışıklının günü budur ...

neden bronz bu adamlar


bu abilerin hepsi neden bronz tenli yada yaz'ın adı duyulduğu an neden bu renge bürünüyorlar farkındaysanız Uğur Dündar'ı bu listeye almadım bronzlaşmadığından değil bu camiyanın yenisi olduğundan yoksa oda bu renkte şu aralar
sanırım bu ten renkleri onları biraz entellektuel gösteriyor,veyahut bu ten renklerine amele yanıklarıyla kavuşmadıkları aşikar olduğundan toplumdaki statulerini bize gösteriyorlar bunu eleştiriyel bir bakış açısıyla yada fakir edebiyatıyla yazmıyorum bunlar sadece tespit
mesela bu adamlarla ilgili genellemelerim var
1.bu adamlar bira içmez,şarap,şampanya yada viski
2.bu adamlar kebap yemez!,italyan pizzası,ravioli,paella yada sushi
3.bu adamlar sahilden denize girmez,iskele,yat
4.bu adamlar slip mayo giyerler
5.bu adamlar hafta sonları tatile gider
6.bu adamlar iyi sevişir ve partnerlerine sert davranırlar(bu aşikar üst köşeye bakınız)
7.bu adamlar makyaj da makyozu azarlar
8.bu adamlar hakkında gay dedikoduları çıkar
düşüncelerim bunlar

ok


bu aralar ok işaretine sanatsal olarak takmış bulunmaktayım ok formunun çokta ciddiye alınmadığını düşünüyorum
bana göre bu dünyada özgürlük kelime anlamında idda edildiği gibi okadarda sınırsız bişey değil öyle sanıyorumki nefes aldığımız her an birşey veya birileri tarfından farkında olarak yada olmadan manipulasyona maruz kalıyoruz
hani derlerya!''tecavuz kaçınılmazsa zevk almaya bakıcaksın'' bizimkisi biraz o hesap fakat ben...
yada şöyle anlatayım insanlar birbirlerini iki şekilde yönlendirirler biri ; yönlendirilmek istenen kişiye ondan fiziksel veya psikolojik olarak güçlü olduğumuzu yada onun güçsüz olduğunu göstererek yaparız
ikincisi ise;yönlendirmek istenen kişinin bir birey olduğunu onunda seçim hakları olduğunu ve bu hakkına saygı duyduğumuz göstererek onun bize saygı duymasını sağlayarak yaparız.... bu ikinci yöntem benimde benimsediğim bir yöntem fakat birinci yönteme nazaran oluşması daha uzun sürer ...
yani bana göre ok işareti veya formu insanları manipüle etmenin en kibar ve basit yolu ve bu yönüylede benim saygımı ve ilgimi haketmiş bulunmaktadır.

bir kelime filipince bakın neler oluyor

blog'umun bir yerinde filipince kelime veya kelimeler var bu kelime beni bir süre rahatsız etti fakat bir düşündümde bu kelime benim blog'umu enternasyonel bir blog yapıyor yani evrensel bir statuye çıkartıyor ve gelişimi batıda arayan bloglarada bir ders niteliğinde doğuya yöneliyor blog'um

deneme

o gün birkaç kişi birlikte takıldık o pek konuşmuyor genellikle dinliyor ver gülüyordu gece 04:30'da herkes bir yere kıvrılıp yatmaya başladı bende ikili koltuklardan birine uzandım tam odaya sırtımı dönüp uyuyacaktımki cevaplayamayacağımı bildiği halde bana o soruyu sordu benim tabularım,kurallarım ve prensiplerim vardır o na sadece baktım ve arkamı döndüm ama uyumadım uyuyamadım sürekli bana cevaplamayacağımı bildiği halde neden bu soruyu sorduğunu düşünüyordum sonra bu soruyu neden cevaplayamadığımı düşünmeye başladım sonra ise soruyu düşünmeye başladım cevabını bulduğumda ben dahil hekes uyumuştu sabah yada daha doğrusu öğlen gözümü açtım içimden vereceğim cevabı kurguladım bir hevesle arkamı döndüğümde ise o yoktu erkenden kalkıp gitmişti ilk üzüldüm sonra ise normale döndüm çünkü bir sorunun sorulduğu an cevabını hakettiğini öğrenmiş oldum şimdi ise artık öğrendiğim bişey ve elimde soru bekleyen bir cevap vardı