1974

Ben Mehmet Coşkun Kırıkkale'nin Keskin ilçesinde doğdum,orada da büyüdüm. 21 yaşında asker oldum, şimdi 22 yaşındayım. Benim babam keskin'de kaymakam yardımcısıdır. Herkes o'nu çok sever belki kaymakamdan da çok,ama babam hakeder iyi niyetlidir,dürüsttür,adam kayırmaz... Ha! birde doğma büyüme keskinlidir. Üstüme çok titrediler "okuyacak olum" dediler, bir yere kadar da okudum. Sonra askere çağırdılar,tüm ilçede bayram gibi bir gün yaptılar sanki bir tek asker benmişim gibi. O gün ilceden askere 7 kişi uğurlandık o günden beri birbirimizi görmedik, belkide ben onları birdaha görmedim... Bunlar benim şuan düşündüklerim, şuan havadan kıbrısa bakıyorum 20saniye önce bir paraşütçü olarak uçaktan atladık. Çok rahatsızım şuan hiç bilmediğim bir adanın üzerinde aşşağıdaki kargaşanın üzerine doğru iniyorum. Olsun aşşağadakiler bizdenmiş, zulüm ediyorlarmış onlara Yonanlar! Deniz çok güzel gözüküyor, hiç böyle güzel bir mavi görmemiştim. Aşşağıya baktığım için gözlerim yaşardı . 300-400 kişiyiz havada bazılarının yakınlarında kara bir duman çıkıyor, Aaaa! uçak savar ateşiymiş o bize ateş ediyorlar, daha yere inmemize izin vermeden savaşıyorlar bizimle. Yunanlar anlatıldıkları gibi hainmiş, delikanlı değillermiş. Son yüz metre bir tepeye iniyoruz tam pikniklik bir yer keşke öyle yapsak.

"O"nun günahı ne?

Bugün Usame bin laden öldü, üzüldüm! saddam öldüğünde de böyle üzülmüştüm, çünkü biz insanların öfkelerimizi,kızgınlıklarımızı adeta bir kılıf uydururcasına bir insana yüklememizi doğru bulmuyorum. Usame yada saddam olmasaydı hıristiyanlar yada batı müslümanlardan nefret etmeyeceklermiydir? yada Hittler olmasaydı nerdeyse tüm Avrupa yahudilerden etmeyeceklermiydi o dönem? biz linç etmeyi seven bir ırkız gelişmemiş toplumlarda zaten yaygın bir uygulama olan bu olgu bizim gibi yada batı dünyasında yokmu? var biz daha kötüsünü yapıp dürüstlükten uzak adeta yine tekrar ediyorum kılıf uydurup suçlayarak kendi günahlarımızı yükleyerek bir kişiye kanalize ediyoruz. sanki bir tek onun aklına amerikayı yoketmek gelmiş gibi ,sanki birtek o azınlıkları yok etmiş gibi ,sanki sadece o yahudilerden rahatsız oluyormuş gibi onları "O" yapıyoruz .

bir dilek hakkı acun bey!

bugün okulda sıkıntının içimizi kavurduğu anlarda bir sivri fikirli şöyle dedi "bir cin gelse bir dilek hakkın olsa ne dilersin?" konuşma oraya gelmeden önce biz uçmak,zıplamak,koşmaktan.. söz ediyorduk ilk cevaplarımız bu yönde oldu. ama bu sivri fikirli "yook! daha iyisi var olum zamanı istediğim an geriye almayı dilerim" dedi ve ardından sapkın fikirlerini de sıraladı. ben düşünmeye başladım ne desem de hem komik hem zekice olsun. sonra sanrım buldum ben allahın varlığını ispat etmek isterdim, yani tüm bilim adamları toplanacak; ama bir saniye ya!,yoksa falan dedikten sonra, evet ya doğru gerçekten var! diyecekler böyle elle tutulur kanıtlar sunsam önlerine sonra ben ilan etmesem bile peygamber ilan ederler beni. paramı? para!, karımı? milyonlarca!, güçmü? peygamberim ulan! bana dilek hakkı veren cin bile bana çalışır.

23nisan lan ben nasıl bir insan?(DEVRİK)

23 nisan'da bu sapkın blog'u bir çocuğa verdiğimi düşünemiyorum. hele birde"yaz istediğini"dersem sıçtık! herhalde bildiği bütün küfürleri yazar tabi bunlar öküz,köpek,çüklü,pipi... gibi basit şeyler olur ben daha da içten içe kızarım "konseptten çıkıyor eşşekolu eşşek" diye ama olsun yaa çocuklar iyidir. ama çocuklar olmasaydı pedofili hastaları olmazdı böyle bir dertten kurtulurduk yada bu insanlar başka birşeylere yönelirdi mazallah kuzulara,buzağılara yada olmamış meyvelere saldırırlardı!

çok da iyi oldu!

çok yartıcı insanlar var bu dünyada ama okadar gereksiz kullanıyorlarki bunu, nefret ediyoruz onlardan mesela; hamsterları sarıya boyayıp pazarda pikaçu! diye satan adam,yada eşşeğe beyaz pantolon giydiren afganlar.... bu herifler okadar basit görüp,algılıyorlarki komplike şeyler onlar için bir bulmaca sorusu oluyor hemde "bir mısır tanrısı"iki harf "RA" gibisinden! belkide dünya onların gördüğü gibi bukadar basit ve duyarsızdır. sanırım onlar bizden daha fazla mutlu oluyorlardır çünkü geniş bir hissiyat skalaları yok. seviyorlar,nefret ediyorlar sadece bu! hırsları da nefret oluyor, kıskançlıklarıda. beğeniyorlar sevmiş oluyorlar, gülüyorlar yine seviyolar... adamlar işin temelindeler biz insanlar yaşadıkça,geliştikçe(evrimi kastediyorum) çok sayıda duyguya sahip olduk bir alay oofff saymakla bitmez, işimize yaradımı? şuan şikayet ettiğimiz ne varsa sebebi oldular.

sanat'a mektup

sanatın sosyal hayatla birlikte gitmesi gerektiğini söyleyen konstrüktivist, değişimin ve yenilenmenin sürekli ve gerekli olduğunu söyleyen dada, teknolojinin bir gereklilik hatta kutsal olduğunu söyleyen fütürist, sadenin ve yalının en iyi anlatım biçimi olduğunu söyleyen minimalist, tuketimin ve metanın,ürünün ve görselin en iyi malzeme olduğunu söyleyen popartçı, ve hep farklıyı ,başkayı kucaklıyan avangard..... senden çok bahsediyorlar bizim okulda isimleriniz havada uçuyor,çok övülüp çok seviliyorsunuz. herkes sizin yaptıklarınıza saygı duyuyor ve takdir ediyor. bize bir şey anlatırken sizlerden örnekler veriliyor, uzun uzunca anlatılıyorsunuz... ama burdaki insanlar sizin zamanınızda yaşasalardı, onlar sizleri pavyonlarına almaz, galerilerine sokmaz, serginize gelmezlerdi... onlar emeğe taparlar, fikir eğer üzerinde hamallaşılmışsa ilgilenilmeye değerdir, kimin yaptığı ne yaptığından önemlidir, yaptıkların şanını değil, şanın yaptıklarını götürür... sizler bir şey'e tepki olarak doğdunuz ama o şeyi değiştiremediniz siz değiştiniz, o şey halen burda sanatın içinde. o yüzden bizim okula aman geleyim deme!

aHAaaa!

biz erkekler kadınları aptal gibi görürüz ve gerçekten birçoğunuz öyledir. ama bizim bu görüşümüzün nedeni siz değilsiniz. çünkü bizim zeki tanımımızla sizinki farklıdır. erkekler olarak biz zeki kızı ararız,lakin sizlerde zeka belirtisi gördüğümüzde korkarız. nedeni basit, çünkü bir erkeğin "zeki"si, çakmağın altındaki feneri, buzdolabının kapağı açık kalınca çalan alarmı, yaklaşınca açılan otomatik kapıyı ve en fazla uzaktan kumandayı keşfedendir... ama siz kadınların "zeki"si, atom bombasını.....(bakın yani anlayın aklıma yazıcak hiçbir şey gelmiyor)'u keşfedendir. o yüzden "bu oğlanlar şu salakların neyinden hoşlanıyor derken?" bu önemli edebi eserimi hatırlayıp "aHAaaaa!" deyin.

Berk'in akıl almaz sorusunun beni götürdüğü nokta

iki gün önce güzel bir soruyla karşılaştım soru"allah'a ruhunu satarmısın?" ilginçti bildiğiniz gibi şeytan ruh alım satım larıyla bilinen bir arkadaştır. nedense bu soruda ise allah'a satarmıyım die soruluyordu.
Aslında allaha satmak bana daha bir haz verir açıkcası ondan bedava(sanırım) aldığım bir şeyi bir bedel karşılığında ona satıyorum. ama bana ne verebilir ki?
"Başarı" temellerinde hırs yatan bir olgu! hırs 7 büyük günahtan biri. vermez hayatta.
"Para" yine 7büyük günahtan biri olan açgözlülük le alakalı.
"Çekicilik" yine 7'liden biri olan şehvet ile ilişkili.
yokluktan " Huzur" isterim oda azda olsa içinde tembelliği barındırıyor içinde. Eee ne isteyeyin iç huzurumu, yok olmadı canının sağlığı diyeyim Allah'a. olmadı şeytana satarım ama için rahat etmez adam puştluğuyla, sahtekarlığıyla ünlü bir herif ya benide kazıklarsa? ya ederinden az verirse? ama ederi olsun olmasın bu üsteki allahın vermediği herşeyi verir herhalde... o yüzden ben şeytan'a satarım ruhumu..

peşimdeler....

saatlerdir koşuyorum! ney den ve niye kaçtığımı unutum sanırım, arkama arada bakıyorum ama O'nu göremiyorum,duyamıyorum ama sanırım hissediyorum. garip bir duygu gibi... arkamdan bir şeyin üflediği hissiyatının ve sesinin koştuğum için kulaklarıma takılan rüzgarın sesi olduğunu çözecek kadardır koşuyorum. sanılanın aksine arkamdaki şeye karşı duyduğum korkuyu yendim, ama durup olunla yüzleşmenin tek yol olduğunu kabullenecek kadar koşmadım daha. şimdi önüme odaklanıp ne gördüğümü anlamaya çalışıcam çünkü, arkamdakinden kaçarken aynı zamanda koştuğum yolu kaçırdım, ne vardı o yolda?, neresiydi o'ra?,kimler geçmişti daha önce?.. bu soruların cevapları asla olmayabilir,içimdeki korku merakımın karşısında önemini yitirdi arkamdaki soruların cevapları ileride sorulacak soruların hepsinden daha değerli oldu ve durdum! aslında kaçmakta haklıymışım, onu şimdi gördüm ve üzerime doğru geliyor ama ben sadece şunları düşünüyorum; Merak kediyi öldürürmüş, son pişmanlık fayda etmezmiş, adamın başına bela ya meraktan yada y..raktan gelirmiş.
JAPONYA'DAKİ 140 CESUR ADAMA SELAM OLSUN!

içimdeki sokakta ki adamın içinden geçenler

bu yazıyı empati kurma yeteneğimi ve kültürel gelişimimi bir kenara bırakarak yazıyorum!
japonya'da deprem olup koca dalgalar geldi ya hacı ben hiç üzülmedim! onlara müstehak keke! nekadar pislik varsa bu adamlarda ağbey! böcek yerler, maymun yerler, abuk sabuk giyinirler, o yunusların azına sıçtılar zaten, nekadar irençlik varsa bu pezolarda pornolarını söylemiyorum bile İİĞĞİHAAH(iğrendim) bu zaten biyerden çıkıcaktı, bütün sapkınlıklar sende olursa allah,tanrı,karma... böyle alır acısını!

mart ayında yapıcaklarım, ama yapmaya güç bulamayacaklarım

üsküdardaki ÖSYM'ye git şifre al,bankaya git para yatır, git çıktı alabileceğin bir bilgisayardan ALES başvurusu yap, kil ve terrekota atölyesi için birşeyler bul, simens sanat için video çek, bitirme ödevi için araştırma yap malzeme bul fiyat araştır, ve madalyon worshop'u için tasarım yap....bir alayda sitres yap ve yaşa

%98 ben yaptım


Yakın bir tarih'te bu video'yu facebook'ta paylaştım! Lakin bana ilk anda komik gelen bu olay şimdi hiç komik gelmiyor,hatta utandım biraz. Sanırım ilk gördüğümde şunları düşünüm; olayın kahramanlarının maymun ve kurbağa olması ve maymunun kurbağa'yı masturbasyon amaçlı kullanması hatta "-anaa kurbaanın azına veriyo!" diye gülmüşümdür. belki maymunun kurbağayı bu amaçla kullanmasında ve bunun aklına gelmesni bir zeka belirtisi olarak görüp biraz hayran kalmışımdır...
Daha sonra yani şimdi düşündümde genetik olarak %98 bize benzeyen bir canlı kurbağaya tecavuz ediyor ve bu kaçınılmaz olaydan kurbağa hiç zevk almıyor. maymun zekasını bana kurbağaya tecavuz ederek kanıtlıyor. hareketlerine bakınca iğrenmekten başka bişey hissetmiyorum ama şimdi biliyorum ki, tecavuz bir toplumun gelişip,gelişmemesinden kaynaklanmıyor.
Eğer ki basit bir anlatımla maymundan geldiysek içimizde beynimizin derinliklerinde var bu davranış. üzgünüm bay kurbağa sen ne ilktin nede son olacaksın..

bilet


Ne de güzel şeylersiniz siz, zamanında değerinizi bilemedik biz sizin. Gereksiz gördük,modası geçti dedik, şimdi düşünüyorumda sosyal anlamda çok önemliymişsiniz. bu günlerde toplutaşıma araçlarında kimse kimseyi ilgilendirmiyor veya sevmiyor, siz varken sizleri duraklardaki büfelerden, İETT bayilerinden veya durağa kurduğu küçük tezgahta sizleri bir buçuk katı fiyata satan yaşlı amcalardan alırdık... hiç olmadı otobüse biner -abi ben bayi olan biryerden bilet alıyım! derdik veya -fazla bileti olan varmı? diye yolculara seslenirdik. Oyüzdendir ki çevremizdekilerle olumlu iletişimler kurardık. Hatta halk otobüslerindeki muavin'in önemli bir işiydiniz siz! parayı verdikten sonra çok lazımmışsınız gibi sizin geçersiz versyonunuzu vermesini beklerdik yaşlılarımız ise sizi saklar belediye otobüsünde kullanmaya çalışrdı...
yani demem odur ki siz pıratik değil ama önemliydiniz, işlevsel değil ama gerekliydiniz, küçük bir şeydiniz ama bir şeydiniz



spartürk'üz hacı

Anadolu'nun ortasında şimdiki ankarada doğdum, keçi çobanıydım. bir çobana göre epey kaslı küvetli bir adamdım, bir çoban olarak bütün gün keçilerle dağ,tepe geziyorum. Eee tabik sosyal hayat yok! birgün tutmuşum keçinin birini takılıyorum, bomboş anadoluda iki roma askeri karşıma dikildi ! yakalanmanın verdiği korkuyla elim ayağım boşaldı.... "LAN! İbne ne yapıyon lan sen ?"dedi içlerinden biri. "Abi elini ayağını öpeyim bişey yaptığım yok! valla kontrol ediyorum sütü geldimi diye". "Vay anuğa kodumun" deyip kılıcın dipçiğini kafama oturttu ve tabi bayıldım....
bir uyandımki yargılanmışım tecavüzcü olmuşum, ırz düşmanı olmuşum... birinin domates atması suretiyle uyanmasam asacaklar ibneler beni, tabi kafamı çevirdiğim her yerde keçi çevirmeler yeniyo! dedim ki "ulan ibneler hadi ben birini siktim siz niye hebisini kestiniz?" dememle ikinci dipcik darbeside geldi....
bu pezeveg Romalılar beni öldürmemiş, keçilerimi aldıkları yetmiyomuş gibi benide şehre götürüp köle diye satmışlar! (şimdi olayın nereye gittiğini anladınız biliyorum)
bembeyaz bir gelin gibi giyinmiş ve elbisesinin kumaşını ibne gibi tutan biri beni satın aldı ve benimle birlikte türlü türlü adamlar aldı teni kapkara olanmı dersin, turuncu kavun rengi sakalı olan adamlarmı dersin, ohoooo neler neler...
Ben sanıyorumki hazırlanacaz falan filan aldılar bizi elimize bir kılıç verdiler saldılar gençlerbirliği stadı gibi biyere karşımızda zırhlı,mırhlı herifler silahlar gıcır başladılar bizi doğramaya...
oraya kaçıyorum başkası, buraya kaçıyorum beteri geliyor. dedimki ulan olum kaçamıcan hadi girişelim şunlara "SİZ ALLAHMISINIZ LAN?"dememle sanki bir güç geldi daldım, tabi türübün de cıbıl karıları gördüm! vurduğumu deviriyorum bir,üç,beş aldım akıllarını dövüş bittiğinde adrenalininde etkisiyle sarhoş gibi olmuşum ve "ALLAH Birrr BEN TEKEM!"diye bağırmışım....

sanal alemimim özgür kızları

"neden ataerkil toplumumuzun interneti bu kadar anaerkil" yani internetimiz neden kadınların elinde ona yön verenler neden onlar? rahatsızmıyım değilim, yani tam olarak doğru bulmasamda batmıyor! fakat doğru bulmamamın bazı nedenleri var çünkü bunu pek sağlıklı bulmuyorum çünkü bu bana göre demek oluyorki bu kadınların veya kızların (allahın neden böyle bir ayrım yaptım) günlük hayat'ta söyleyemedikleri bir şeyler var! ki var. bu sözler, bu düşünceler okadar bastırılıyormu? yani bir baskı var ama bu gerçekten de bu düşüncelerin veya söylemlerin dışa vurumunu bu kadar engelliyormu ,yoksa kolay yolumu seçiyorlar? eğer bu kolay yolsa hiçbir işe yaramadığı kanaatindeyim. çünkü baskılar altında ezilen bu kızlar bu düşünceleri ve söylemleri internet üzerinde ortaya koymaya devam etmeleri üzerlerindeki baskıların azalmasından çok onların hissetiği baskıyı hafifletir. biraz cesaret ve biraz bedel ödenmesiyle toplumsal hayat ve sanal alem dengesi oluşabilir ve daha sağlıklı bir toplum olunabilir.

bu şehir

istanbul daima hatırlanacak bu şehir öyle bir şehirki bundan yüz yıl sonra.....; burası Melek yargıcı'nın bir gala çıkışında "allah bir, ben tekem!" dediği yer, burası hacı hüsrev basıkınında "Abiii ! okuyom ben yaaa!" dendiği, amigo orhan'ın milli takım teknik direktörü musatafa denizliye uçan kafa attığı, amerika basketbol milli takımının oyuncusu olan shawn marion'un boğazı nehir zannettiği, RTE'nin il sınırları içindeki her stad'da "yuh"landığı yer diye hatırlanacak

sanırım

sanırım hayat bazılarımıza farklı görünüyor. kimilerimiz hayatın insanı değiştirdiğini düşünüyor, bazılarımız ise insanların hayatlarını değiştirdiğini. kimimize göre hayat zımparalarla kaplı dar bir yol, yürüdükçe ayaklarımız, aksadıkça veya hatalar yaptıkça duvarlara değen omuzlarımız törpüleniyor yani hayat bizi yontuyor. bazılarımız anı yaşıyor veya kafalarını kaldırmıyorlar, bazılarımız ise ileri bakıp dersler çıkartıyor üstlerine bir şeyler giyiyorlar. kimileri eğer yaşlanırlarsa "hayat beni çok değiştirdi" diyorlar, kimileri ise "şu hayat'ta çok şey gördüm" diyorlar! bana göre ölürken tüm hayat sürecinde olmaktan en çok zevk aldığın, en çok gurur duyduğu, en çok özgür olduğun... sen değilsen hayat sana en az bir gol atmış demektir, belki sen onu yenersin ama gol'u yemişsindir.

whopper yemekten korkar oldum

burger king ve mc donald's larda çalışan arkadaşların durumu nedir yahu? bu arkadaşları özenle seçiyorlarmış gibime geliyor çünkü nerdeyse hepsi ; yağlı saçlara, aşırı bir kiloya, bel bölgesinde yağlanmaya, zeka geriliği varmışcasına hareket ve bakışlara sahip... ama marka değerlerini koruma konusunda çok hassalar mesela burger king'te "bana bir sprite"derseniz "fruko'nuz büyük boymu olacaktı ?"diye bir soruyla karşılaşırsınız gibi gibi... sanki bu elemanlar sattıkları şeyi yiyerek büyümüş ve kendilerini borçlu hissederek burda çalışıyorlarmış gibi geliyor. bazen korkuyorum kapımda şöyle bir not bulacakmışım gibi geliyor.
"sevgili Emre Demirel sizi 01/6/2011 tarihinde saat 10;00'da metrocity'deki burgerking şubemizde altı aylığına çalışmak üzere bekliyoruz.
saygılarımla Michael BurgerKing."