İki ayağınız mı var? yürüyün.
iki ayağınız ve bir beyniniz mi var? durup düşünün.
iki gözünüz ve iki ayağınız mı var? bir yol bulup yürüyün.
iki gözünüz,iki ayağınız ve bir beyniniz mi var? sadece yürüyün,sizin bir yola ihtiyacınız yok.

Kral olmayı hiç bir zaman istememiştim. sadece babamın olanlardan çoğunu istemiştim,ki her oğul bunu ister! yaşadığım diyarı güç yönetirdi. kılıçlar çekilir, kafalar kesilir, akşamına şaraplar içilirdi. kurallar bizden daha barbar atalar tarafından değiştirilmeyecek şekilde konulmuşlardı. onlar o kadar güçlülerdi ki öldükleri halde kuralları duruyor,fikirleri yürüyordu.  acımak kadınların işiydi benim diyarımda, ben acımaz acıyamazdım,eğer acırsam zayıf düştüğümü düşünenler beni sınarlardı , o kadarda korkman sınanmaktan ama öyleleri var ki bu diyarda beni halkımla sınarlar,beni kadınımla sınarlar,beni prensiplerimle sınarlar...
bazı sabahlar uyanıyorum ve kraliçemi pencereden kılıcımla yarattığım ihtişamlı diyarıma bakarken görüyorum,o kadar mağrur,o kadar gururlu ve o kadar içten izliyor ki diyarı, kendi kendime "keşke ben sadece prensesimin koruması olsaydım"diyorum"tek işim bütün gün o'nu seyretmek, o'nu koklamak,o'nu hissetmek olsaydı, bu kanla sulanmış topraklarda onu saf ve temiz tutmak için elimden geleni yapsaydım"diyorum eğer arkamda benim korumama muhtaç bir halk olmasaydı, ben onun arkasında onun sevgisine muhtaç yaşardım.
O'nun sekiz şeytanı, binlerce düşmanı ve bir ordusu vardı. üstünde ot bitmeyen tepelerin ortasındaki o bildik kara dağ'da yaşardı. O yapmak için yaratıldığı şeyi yapmaya gelmiş ama yapamamayı seçmişti. düşmanlarının düşmanları aslında onların korkularıydı ki, gerçek korku yapılabilecekler değil daha önceden yapılmış olanlardı. o kadar çok şeyi olmasına rağmen,O'nun bacaklarında güç yoktu. kara dağ daki kalesinden dışarı hiç çıkmamış çıkamamıştı. belkide içinde yaşadığı bu ölü diyarı görseydi,iki şeçeneği olduğunu anlayacaktı'ya herşeyi yok edecek,yada kendini yok edecekti. O'nun şeytanları, O'nun kardeşleriydi. onların kanatları,ateş soluyan nefesleri ve kılıç kesmez derileri vardı. onlar O'nun "taht" dediği aciz yatağın etrafında,Onu gözler,Onu kollarlardı. O'nun ordusu ölü tepelerde hiçbir zaman cesaretini toplayıp ta gelemeyecek orduyu beklerlerdi. bulutları gri,geceleri soğuk,suları acıydı...