otum

ben zincirlikuyu'da iki yolun arasındaki otum. ben sizin asla olamayacağınız şeyim,benim gibi olmaktansa ölmeyi yeğlersiniz.
bütün gözeneklerim toz ve kirle kaplıdır, rengim yeşilimsi bir gridir, sağır değilim ama olmak çok isterdim yanımdaki otun sesini daha duymadım, akşamları ya köpek işer üstüme yada sarhoş kusar, arada belediyeden abiler gelir bizi yolar, ama otum ben hem de yabani geri biterim.
geceleri oksijen alırım.. zaten bir tek geceleri alırım oksijeni, ciğerlerim olsaydı katran dolu olurdu, öksürür dururdum... yazları yanımıza laleler dikerler çok güzel renkleri var kerataların ama çok üzülüyorum onlara, onlar olmasa bizi sulayan olmaz herhalde.
yinede dayanamazlar bu şartlara ölür giderler, bazen düşünürüm keşke onlar gibi renklerim olsada bir ay ömrüm olsa... yağmurlu günlerde seviniriz ama arabaların sıçrattığı çamurlu sular gözeneklerimizin azına sıçar yani hayatımın güzel bir yanı yok varsada bazı bedelleri var
o yüzden neyseniz o olmaya devam edin.

why ı love pelot


2oo7 yılında güzel sanatlar'a girmemle hayatıma girdi bu kız... kendisini bir kaşık suda boğabilme potan siyelime rağmen kendisini seviyorum ama NEDEN!
-"karanfil" soyandında utanmasındanmı,
-karda yağsa yağmurda yağsa "sevmiyorum" deyip montun kapşonunu takmayıp şapşal gibi ıslanmasımı,
-ilk tanıdığımda kürt,daha sora ise arnavut olmasımı,
-hiç düşünmüden hareketler yapıp sonucunda "ne bileyim abi"demesimi,
-kalıp alırken yaptığı ayran kıvamındaki alçısındanmı,
-sonrada birinci sınıflara alçı yapmayı öğretmesimi,
-bir haftadan fazla kalacağı heryere sanat kitaplarınıda götürmesi (ki bu kitaplar bir bavul dolusu),
-zamanında benimkilerele yarışır gürlükteki bıyıklarımı,
-dikişlik yarayı bantlayıp kanı damlaya damlaya gezmesimi,
-zeytinden tiksinmesimi,
-sarhoş olup yaptıklarımı,
-sevgililerinden çektiklerimi,
bilmiyorum ama severim ben bu kızı

sevelim sevinelim

conan o'brien 'ı seviyorum komik adam! çok sahici ve samimi buluyorum ayrıca pandomim yeteneğinede hayranım öyle bir vücudu böyle kullana bilmek çok garip bir lutüf en az 1,95 boyunda, 70kilo, irlanda asıllı kızılsaçlı cılız bir adamın tv dünyasında barına bilmesi bir şeylerin işareti olsa gerek...

attım oldu

basketbol'u seviyorum oynarken yada yaparken en zevk aldığım şey bu, oynarken hissettiklerimin bir tarifi yok! aslında var basketbol'u yapabildiğim için değil yapmak için harcadığım emeğin karşılığını gördüğm için seviyorum. korkunç stres atıyorum oynarken normalde insanlarla rekabete giren onları geçmeye yada yenmeye çalışan biri değilimdir, ama bu oyun onlara kafa tutmama ve onları zorlamama yardımcı oluyor. düşünüyorumda bu oyunu oynarken hiç bir zaman yapabilceğinden fazlasını yapamadığın bir oyun, neysen o'sun. yetenekli olabilirsin yetenekli doğabilirsin ama karşındaki neye izin verirse ancak onu yapabilirsin, işte zeka burda devreye giriyor kendi hareketlerine karar verdiğin gibi karşındakinin ne yapmasını istediğinide bilmen gerekiyor. rakiplerin seni iyi yapar, rakiplerin seni rakip yapar o yüzden bu dünyanın en sosyal spor'u olabilir ve belkide beni sosyalleştirdiği için seviyorum

bir birinden iğrenç spor espirileri

nesine oynuyoruz beyler? -Osasuna abi!
Roger Federer! ben affetmem!
bu mu yaptı lan?- O'neal öbürü
ayağıNADAL
ben al derim ama patron Sneijder bilmiyorum?
THURAMınakoyim!
gittiğin Puyol, yol değil!
artis mi ?Ron Artest ne arar la bazarda?
yok ebesinin Gutti!
İnter Milan, ister inanma!
Ben Wallace, sen selamet
Arsenal nisan'da öde kampanyamız...
bu espirilerden sonra Sergio Busquets'tim
-Mehmet Battal boy çöp poşeti al!
bu varya Andy Roddick alası

ddamsız girdik bu yıllara

az önce aklıma geldi de ben Saddam'ı özledim, ben Saddam'ın olduğu bir dünyada yaşamaktan memnundum. O'nun benim güney doğumda olduğu düşüncesi içimi ısıtıyordu, şimdi ise güney doğumda hiç birşey yokmuş gibi geliyor . Saddam'lı ırak beni meraklandırırken, O'nsuz ırak beni tedirgin ediyor. O sanki ailemizdeki cahil, agresif ve çok konuşan en büyük amcamız gibi geliyordu bana. saçmalıyordu boş konuşuyordu ama ırak'a yakışıyordu bence kimse ırak'tan böyle erdemli, mantıklı, sosyal bir adam beklemiyor, herhalde bunun sebebi ırak ın türkçedeki diğer kullanımı olabilir. her neyse ben özledim bu adamı bizi pek korkutmadığı içinmi, içimizdeki amerikan düşmanlığının en kara cahil dışarı vurumu olmasımı bilmiyorum .

by şebnem coşkun
öyle bir dönemin içindeyimki ,beden dondurma işlemi yapılabilse hemen başvurup bir buçuk ,iki ay donduracağım. içimde hiçbir şeye karşı bir ,arzu,tutku yok... sonuçta bir yere kadar insanız sosyaliz ve sosyalleşiyoruz çevremdeki insanları kırmadan geçirdiğim her saniyeyi kar olarak görmeye başladım bu dönem. kızgınım ,öfkeliyim,acımasızım ve bunları kullanmakta korkuyorum etrafımda bu kadar insanı bir daha görebilirmiyim bilmiyorum ama silip atmamak için kendimi zor tutuyorum .artık sadece komik olmak için espiri yapıyorum ,eskiden bende güldüğüm için yapardım. sahteleşiyorum ,rol yapıyorum eskiden sadece alttan alıyordum hoşlandığım insanlardan bile vazgeçmeyi düşünüyorum yada onların benden vazgeçtiklerini düşünüyorum. yukarıya baktığımda sadece yağmur bulutları görüyorum,görmediğimde ise basket oynuyorum. zamanında çok şikayet ettim biliyorum ama yaz'ı ,güneş'i özlüyorum.

turuvalı türk

bugün öldüm,troya savaşının ilk gününde, ilk saldırıda aptalca bir stratejik hata sonucu, ok yağmuruna tutularak öldüm. elime verilen mızrağı daha sıkıca tutmadan kendimi yerde buldum, üstüne üstlük hemende ölmedim yerde epey bir yattım, hatta biri üzerime bastı. aslında biraz iyide oldu ölmeden önce yerde iken benden daha ileri gidenlerin ölümlerini gördüm korkunçtu!
eskiden şimdiki gibi modern tıp yoktu, burdaki çocuklar diyorki iç kanamadan ölmüşüm, pek aklıma yatmadı benim bildiğim kan dışarı akar. her neyse benim gözlerim kararmaya başladı ve ölmüşüm yanımda ölen adam dedi bunu. akşama doğru bizi toplayıp yakmışlar, bir uyandımki o gün ölen herkes bir mağranın içinden geçen nehrin kenarında bekliyor. bizi yakarken gözümüze altın sikke koymuşlar, ben yaşarken iki altın sikke görmemiştim bir an herşeyi unutup mutlu oldum. saatlerce bekledik yanımdakine sordum ''neyi bekliyoruz?'' diye''kayıkçıyı''dedi ''neden?'' dedim ''bizi yeraltı dünyasına götürsün diye,o elindeki parayıda ona vercez''dedi ''hepsinimi?'' dedim ''evet'' dedi üzüldüm, bir kaç saat sonra kıçıkırık bir sandalın üstünde çürümüş bir adam kürek çekerek geldi ''atlayın!'' dedi bizimkiler dünden razıymış gibi hemen atlamaya başladılar, ben bi durdum binen parayı veriyodu kayıkçıya, biraz bekledim. tam dolmaya doğru atladım kayığa kayıkçı sıkılmış usanmıştı uzatmadım parayı sağa sola bakarak bindim kayığa düşündümki günde yüzlerce kişi biniyor kayığa herkes'ten iki sikke alsa ooooh iyi para kazanıyor, benim paramı almasada olur dedim içimden ve yola çıktık, kayıkçı kayığı durdurdu ''beyler bir kişi para vermemiş hemen çıksın o kimse ücreti uzatsın yoksa kayık burdan şuraya gitmez!''dedi herkes birbirine bakmaya başladı ben ''beyler ölmüşüz artık bu neyin nesi yaa! burda da böyle yapıcaksak oooh''dedim ve kayıkçıya baktım oda bana onaylarcasına kafa salladı aniden birileri birbirine bağırıp saldırmaya ve kavga etmeye başladı ve biri suya düştü kayıkçı da''tamam şimdi hesap tutuyor yola devam ''dedi ben cebimde iki altın sikkeyle ölüler diyarına doğru gitmekteydim. halen cebimde iki altın sikkeyle buraların en zengin ikinci kişisiyim birinci ise kayıkçı gerçekten çok zengin ...

Tayiple sürreal tartışma

RTE;s.a. gençler nasılsınız?
me;(mırıldanarak) a.s. iyiyiz
RTE;referandumda oy veriyosunuz dimi?
me;ewet vericez ama siz pek memnun kalmıyacaksınız!
RTE;peki neden hayır avrupa standartlarında bir anayasa istemiyormusunuz?
me; avrupa standartlarını istiyoruzda sizin getirdiğiniz versyonu istemiyoruz
RTE;tamam! terbiyesizlik yapma!
me;sizin beklediğiniz cevabı vermemenin neresi terbiyesizlik ha? (özel korumalar tarafından çekiştirilmeye başlanmışken) peki bu anayasa sizide yargılayacakmı? insan kendine emanet edilen bal kavonozuna en fazla bir parmaklar ! Sen sahibi geri istiyor halen elin içinde pişkin pişkin konuşuyosun
RTE;götürün şunu!
me; Anamıda alayımmı? (geleceğin siyasi lider potansiyelini hissederek) ne yapacaksın? hapsemi atıcan beni ne kadar tutabilirsin? peki benim gibilerini ne kadar sustura bilirsin?
(ağızım kapatılarak) hımmmı hım nıaıııım!

yaşlı bir ergenin klavye'ye boşalma durumu...

ewet itiraf ediyorum cinsel fantazilerimde günlük hayatta gördüğüm insanları kullanıyorum casting'imi sizlerin arasından seçiyorum.ben öyle; ulan megan fox'u şöle alıcan çeviricen...,paris hilton'un saçlarından tutacan... tarzı düşüncelerle bu yola çıkmıyorum.senaryolarımın daha gerçeğe yakın olmasını istiyorum en azından ihtimalin 1000/1 'in altında olmasını yeğlerim. sonuçta benim megan fox'u görme ihtimalim bile 1000.000/1 ihtimal ki birde sevişicem onla ki bunun ihtimali için sıfır yetmez. fantazilerimi etrafımdakilerden oluşturursam ihtimaller epey çoğalır.işte sen çok sarhoş olursun,ben hassas bir erkek gibi iki,üç laf ederim sonra olan olur...
Ayrıca bir şey fark ettim ben bu senaryolardaki kız arkadaşlarla onları cezalandırmak için birlikte oluyorum sanki bu eylemlerden tek zevk alan benmişim gibi ... farkettimki şeçtiğim bu kişilerin bazı özelliklerinden hoşlanmadığım için onları seçiyorum, açıkcası sebebi benim seks'i tam olarak tanımamam olabilir,çünkü gerçekten hoşlandığım kızlarla seviştiğimi düşünmüyorum . aşk'la seks'i bağdaştıramıyorum hoşlandığım kızla aynı yatakta sarılıp yattığımı düşünürken diğer başka bir kızı daha yatağa gitmeden masanın üzerinde,yerde,kanepede,...
bu bana kalırsa ve büyük ihtimalle sizede kalırsa bir sorun umarım çözerim çok yalnızım ve çaresizim (duyarlı,yardıma ve ilgiye muhtaç styla)...

herkesin ''popi''si var senin Allah'ın yok mu?

bu video'yu ilk izlediğimde çok güldüm,yarıldım,yerlere düştüm,halen aynı şeyi yapmakla birlikte artık ilk izlediğimde kapıldığım alaycı duyguya kapılmamaktayım.Çünkü bu diyalogların bir bakımdan mantıklı olduğunu gördüm.
sokakta yapılan bir röportaj da sorulan sorunun veya istenilen bilginin bütün bireyler tarafından biline bilmesinin bir garantisi yok ,yani bu arkadaşın popiler kültür hakkında bir fikri olmaya bilir ama...
bu arkadaş şöyle bir şey yaparak soruna çözüm buluyor.''popüler'' bilmediği bir kelime ama temel bir türkçe eğitimiyle ''-ler''çoğul eki yani temel kelimeye sonradan eklenmiş ler'i çıkart! kaldı sana ''popi'' ler olduğuna göre sabit birşey değil o zaman herkesin bir ''popisi'' var laik bir ülkede yaşadığımızıda göz önünde bulundurarak hürriyet ilkesi ile kimse kimsenin ''popi''sine karışımaz!
yani işin aslı adam salak değil aslında cahilde değil sadece popüleri bilmiyor düz bir mantık kullanacak kadarda akıllı o'nu burdan yürekten tebrik edip öpücüklerimle uğurluyorum.....

RE: Şaban'a mektup

Çok muhterem aziz dostum vacip,Mektubun yeni ulaştı elime,aşırı sıcaklardan ötürü günde 2 postacı zaiatı olduğu şu günlerde iletişim pek zor...Bizi sorarsan,gücümüzü yitirmeye başladığımızı hissettiğimiz bu günlerde metin olmaya çalışıyoruz,lakin senin bu mektubun adeta bize tokat gibi patladı,kendimize geldik çok şükür.Hatırladım o günleri 110 da köprü girişinde seyir halinde iken,trafikte yanımızdaki ciptekilere adeta nispet edişimiz( Halk otobüsünde şenlik var misali...). Yemin ettik biz insanlığı bu dar koridordan ışığa götürmeye...O vakit hep ayakta durup duruşumuzu gösterelim! Daha nice ayakta günlere

Özgürlük ve ayakta dururken ömrümüzü noktalayabilmek dilği ile....

SAYAT TULUMCUYAN

From: Batı Direniş Karargahı - T800 Avcıları zırhlı bölüğü.

şaban'a mektup



şaban hayat zor hele yazları bir başka zor insanın içine işlenmiş olan üç ay hiçbir şey yapılmaz mantığı dünyanın hızlanmasıyla biraz aslında biraz değil tamamen ortadan kayboldu artık bu hızlı zamanda insan on beş gün dinlense yetiyor ee kalıyor iki buçuk ay ne yapılır ki bu iki buçuk ay'da ben bir şey bulamayıp oturan insanlardanım tam sıkılıp depresyona girmeye başlarken bardağın dolu yarısı aklıma geliyor ve iki buçuk ayın bitmesinin yakın olduğunu düşünüyorum içimi umut ve heyecan kaplıyor boş gezenin boş kalfası olduğum günler azalıyor senin benim gibi insanlar çok şanslıyız çünkü bizim karakterlerimize ihtiyaç duyan işlerimiz var bizim yaptığımızı yapmak isteyen milyonlar her yerde o yüzden bizim hayatımız sadece bize kötü gelebilir bir bankacının, bir muhasebecinin... hayatı onlarada bizede kötü Yani anlayacağın şaban bizim bize,dünyanın bize,işimizin bize,toplumun bize,ihtiyacı var biz en sorumlu özgürlüğe sahibiz o yüzden herkesin üzüldüğüne,herkesin korktuğuna, herkesin yıkıldığına,yıkılırken bile ayağa kalkıp duruşumuzu göstermeliyiz o yüzden liderler liderlerden,halk liderlerden,sanatçılar kendilerinden korkar dünya üzerinde tek sorgulanamayan toplumsal statüye sahibiz sözüm dinden dışarı biz otobüse binen tanrılarız

kutsal mı? neden?

kutsal'ı bizim aramızdan,dünyanın düzeninden,temel bilgiden,ayıran nedir?
bir şeyin kutsal olması ona ne gibi anlam ve özellikler katar? neden kutsal'a ihtiyaç duyarız?
herşeyin bir açıklama ve cevabı olduğu bu dünyada yada evrende sorgulanamayacak olgular yaratıyoruz ve bu olgulara kendi benliğimizden daha çok değer veriyoruz.
aslında bir çok sebep bulunabilir ama ben ''EGO'' üzerinden yanıt arayacağım.
insanlar olarak biz her nedense kendimizi hep hayvanlardan ayırdık,halbuki iyi bir gözlemle sosyal ilişkilerimizde baz aldığımız kıstas ve kıriterler nerdeyse aynı. ilişkilerimizde bulunduğumuz konumu korumak veya yükseltmek gayesi içinde hareket ederiz. güçlüye özendik ama düşmanlaşmadık,güçsüzü yanımıza çektik ama hep güçsüz olduğunu hissettirdik. yani kısacası sosyal yaşamda büyürken hep bizden güçlü bişeyin altında büyüdük bu psikoljiyle egomuz özgürce gelişmedi doğduğumuz günden beri kendimizin özgür bir birey olduğumuz gerçeği yerine,sürekli kendimizin özgür bir birey olduğunu kanıtlamamız gerektiği düşüncesiyle yaşadık. bunu kime kanıtlayacaktık çünkü üstümüzde gördüğümüz kişiliklerde de bu kaygıyı hissediyor ve görüyoruz.
o zaman diyoruzki ''bir şey var'' benim görmediğim, duymadığım, konuşamadığım, tadamadığım, dokunamadığım, ve koklayamadığım... ama o herhalde görüyor ve duyuyor... bizi.
bu düşünceyle yaşamak,bizi sonsuz bir birey olamamanın içine sokup hayatımızı bizim algılayamadığımız bir mercih'den cevap beklememize ve kendimizden fazla değer vermemize onu dukunulmaz, eleştirilemez, küçük düşürülemez gözmemize sebep olur.

tuncay


''tuncay''
tuncay bir deli oğlan bizim apartmanda oturan
sabah ezanında sokağa çıkan
akşama kadar kaldırımda takılan.
tuncay ailesiyle bizim apartmanda oturmaktadır aile tam olarak;anne,baba,abla,abi(evli),yenge,kız yiğen,erkek yiğen'den oluşmaktadır sanırım ailecek bir psikolojik bozuklukları var ablasıda mesela biraz sorunlu abisi minübüs şöförü(akıllı adam işi değil) babası ki 70 küsür yaşalrında oda biraz sorunlu tuncay'a dönelim bu yakışıklının abisi sabahın köründe sokağı minübüsüyle inleterek gider yarım saat sonra otomat sesiyle tuncay apartmandan çıkar ve bizim sokağın sonundaki camiye doğru gider namaz için değil camiden çıkanlardan para almak için daha sonra.. Haaa! sakın böle saldırgan vuran kıran korkutan bir deli zannetmeyin çok kıbar,abi,abla diyerek ister daha sonra evin önüne doğru yürümeye başlar... bizim evin karşısında büyük bir market vardır marketin manav reyonu dışarıdadır erdal ve lokman adındaki iki abi ilgilenir burayla marketin karşısında ise bir bilgisayar şirketi var buranın elemanları bizimkiyle uğraşmayı çok sever bizimki bunları görünce yanlarına gider çünkü burdaki kişiler tuncaya bir şeyler ısmarlarlar fakat tam bilmediğim bir şeyler yaparak tuncayı kızdırıyorlar tabi erdal'la lokman'ın yardımlarıyla tuncay kıznca küfürler havada uçuyor sonra tuncay'a uyarırmışcasına parmak sallıyorlar tuncay'ın sanırım uyarılmaya ve kızılmaya karşı bir saplantısı var git! diyorlar bu başlıyor gitmiyorum,gitmiyorum,gitmiyorum bu tekrarlar sekiz onu buluyor sonra tekrar küfürler... tuncay beni görünce sürekli yengesini şikayet ediyor ''abiii eve gitmeyim dimi yengem kızar dimi yengem kovuyo beni dimii'' der bende kızmaz tuncay kızmaz ama sen çıkma şimdi diye savuştururum bazende ''abi börekçi paramı alıyo dimiii gitmeyim dimii''diyo bende gitme diyorum belli bir saatten sonra tuncay eve yengeye küfürleri ederek çıkar ve günü benim için biter merak etmiyomuyum ediyoru ama elden ne gelir bu yakışıklının günü budur ...

neden bronz bu adamlar


bu abilerin hepsi neden bronz tenli yada yaz'ın adı duyulduğu an neden bu renge bürünüyorlar farkındaysanız Uğur Dündar'ı bu listeye almadım bronzlaşmadığından değil bu camiyanın yenisi olduğundan yoksa oda bu renkte şu aralar
sanırım bu ten renkleri onları biraz entellektuel gösteriyor,veyahut bu ten renklerine amele yanıklarıyla kavuşmadıkları aşikar olduğundan toplumdaki statulerini bize gösteriyorlar bunu eleştiriyel bir bakış açısıyla yada fakir edebiyatıyla yazmıyorum bunlar sadece tespit
mesela bu adamlarla ilgili genellemelerim var
1.bu adamlar bira içmez,şarap,şampanya yada viski
2.bu adamlar kebap yemez!,italyan pizzası,ravioli,paella yada sushi
3.bu adamlar sahilden denize girmez,iskele,yat
4.bu adamlar slip mayo giyerler
5.bu adamlar hafta sonları tatile gider
6.bu adamlar iyi sevişir ve partnerlerine sert davranırlar(bu aşikar üst köşeye bakınız)
7.bu adamlar makyaj da makyozu azarlar
8.bu adamlar hakkında gay dedikoduları çıkar
düşüncelerim bunlar

ok


bu aralar ok işaretine sanatsal olarak takmış bulunmaktayım ok formunun çokta ciddiye alınmadığını düşünüyorum
bana göre bu dünyada özgürlük kelime anlamında idda edildiği gibi okadarda sınırsız bişey değil öyle sanıyorumki nefes aldığımız her an birşey veya birileri tarfından farkında olarak yada olmadan manipulasyona maruz kalıyoruz
hani derlerya!''tecavuz kaçınılmazsa zevk almaya bakıcaksın'' bizimkisi biraz o hesap fakat ben...
yada şöyle anlatayım insanlar birbirlerini iki şekilde yönlendirirler biri ; yönlendirilmek istenen kişiye ondan fiziksel veya psikolojik olarak güçlü olduğumuzu yada onun güçsüz olduğunu göstererek yaparız
ikincisi ise;yönlendirmek istenen kişinin bir birey olduğunu onunda seçim hakları olduğunu ve bu hakkına saygı duyduğumuz göstererek onun bize saygı duymasını sağlayarak yaparız.... bu ikinci yöntem benimde benimsediğim bir yöntem fakat birinci yönteme nazaran oluşması daha uzun sürer ...
yani bana göre ok işareti veya formu insanları manipüle etmenin en kibar ve basit yolu ve bu yönüylede benim saygımı ve ilgimi haketmiş bulunmaktadır.

bir kelime filipince bakın neler oluyor

blog'umun bir yerinde filipince kelime veya kelimeler var bu kelime beni bir süre rahatsız etti fakat bir düşündümde bu kelime benim blog'umu enternasyonel bir blog yapıyor yani evrensel bir statuye çıkartıyor ve gelişimi batıda arayan bloglarada bir ders niteliğinde doğuya yöneliyor blog'um

deneme

o gün birkaç kişi birlikte takıldık o pek konuşmuyor genellikle dinliyor ver gülüyordu gece 04:30'da herkes bir yere kıvrılıp yatmaya başladı bende ikili koltuklardan birine uzandım tam odaya sırtımı dönüp uyuyacaktımki cevaplayamayacağımı bildiği halde bana o soruyu sordu benim tabularım,kurallarım ve prensiplerim vardır o na sadece baktım ve arkamı döndüm ama uyumadım uyuyamadım sürekli bana cevaplamayacağımı bildiği halde neden bu soruyu sorduğunu düşünüyordum sonra bu soruyu neden cevaplayamadığımı düşünmeye başladım sonra ise soruyu düşünmeye başladım cevabını bulduğumda ben dahil hekes uyumuştu sabah yada daha doğrusu öğlen gözümü açtım içimden vereceğim cevabı kurguladım bir hevesle arkamı döndüğümde ise o yoktu erkenden kalkıp gitmişti ilk üzüldüm sonra ise normale döndüm çünkü bir sorunun sorulduğu an cevabını hakettiğini öğrenmiş oldum şimdi ise artık öğrendiğim bişey ve elimde soru bekleyen bir cevap vardı

DAYI

Dayı neden dayı deriz tanımadığınız ve bizden yaşça büyük olan erkeklere neden amca,abi,dede'den daha çok dayı deriz bir yabancıyı bize anca dayı olabilecek kadarmı yakınmıza sokarız yada başkabirdeyişle bir yabancı anca bizi annemizin kardeşimi olabilir peki neden?
bizim türk insanının ataerkil olmasının payı burda küçümsenemez bir erkeğe göre kendi ailesi eşinin ailesine göre daha değerli tabiki bu çok doğal ama iki aile arasındaki fark azımsanamaz dercede açık yani bir türk erkeğine göre eşi yabancı olarak gördüğü eşinin ailesiyle arsındaki kapı yani eş'i yabancı olarak görmediği tek yabancı ama tek sebep bu değil(bence) düşünün dolandırıcı,düzenbaz,haşarı,kurnaz,başbelası gibi sıfatları çoğunlukla dayılara layık buluruz kendi kanımızdan insanlara bu sıfatları bu kadar kolay vermeyiz o zaman dayı dediğimize bu mesajım veriyoruz ''sana dayı diyorum çünkü sen benim iletişim kuracak kadar yakın bulduğum bir yabancısın''bence anaerkil topraklarda yaşayıpta ataerkilliğin dibinde gezmek garip

hiçbirin bütünlüğünde erkek

hiç bir erkek romantik sözü ve hareketi içinden gelerek yapmaz
bütün erkekler ayaklarını kapılara ve masa...vb şeyler vurur
hiç bir erkek bir yere girerken ayakkabı'sını çıkarmak istemez
bütün erkekler beyaz çorap sever
hiç bir erkek oturarak işemek istemez
bütün erkekler lavaboya işer(en az bir kez)
hiç bir erkek tv kumandasını başkasına vermek istemez
bütün erkekler tv'i boxerle izlemek ister
hiçbir erkek fanila giymek istemez
bütün erkekler arkadaşlarının sevgilisini çalmak ister
hiçbir erkek bir kızla sadece arkadaş olmaz
bütün erkeler...........
hiçbir erkek...............

bu senenin gereksiz özeti

rahatlıkla söyleye bilirimki bu sene eğitim alanında hiç birşey yapmadım veya yapamadım nedenini bilmemekle birlikte en az yimi neden ve en az on kişiyi suçlaya bilirim lakin bu yılı bir kayıp olarak görmemekteyim sadece benim anlaşılamadığım bir yıl daha olarak haneme geçirmiş oldum ne bileyim anlaşılmak içinde pek birşey yapmadım ama sonuçta siz beni anlamadınız hırs yapıp kendimi göstereyim diyecem tarzım değil yani aralarda gezen bir zirveyim ben ukalayım egoistim narsistim megalomanım ama size göre iyi biriyim herhalde

eylem planlarım 1

bazen munzur bir karekter beni ele geçirmeye çalışıyor ve en fazla aklıma garip,garip düşünceler sokuyor ...
mesela metroda ensturman çalan emekçi arkadaşların üzerine topla amanmak;
plan şu bir arkadaşım benim dört metre önümde elinde topla yürüyecek ben bir futbolcu gibi giyinmiş olacağım(forma,short,krampon,uzun çorap vs...) önümdeki arkadaş çalgıcının tam karşısına üç metre uzağa top'u koyacak ve yürümeye devam edecek bende koşup topa tüm gücümle abanıcam ve yere bir lira atıp kaçıcam

eminönün'den-evin önüne

cumartesi günü ailecek vermiş olduğumuz bir karar sonucu kondisyon bisikleti almaya eminönü'ne gittik .babam genellikle gültepe-levent hattının taksicisi olduğundan(kendisi 17 yıldır istambul'da polislik yapmakta)eminönüne ikinci gidişi...
neyse arabamızı park etmemiz tam yarım saat sürüp babamın ağzından bir alay yaratıcı küfür duymuş bulunmaktaydım biraz gezip dolaştıktan sonra bir mağazaya daldık beş bisiklet arasından en kaliteli ve en iri olanı gözüme kestirdim fiyatı 550tl benim babam memur annem ise memur zihniyetli olduğundan ucuza yönelme eğlimleri göstermeye başladılar benim tepem ise atmaya başladı fiyat biraz kallavi olduğundan ''biz biraz dolaşalım''dedik ben hemen yolda lobi faliyetlerime başladım onun fiyatı iyi bizi taşır falanlar filanlar babayı tavladım ama annemi tavladığımı düşünmekteydim dükkana geri döndük babam pozitif annem ise sessizdi bir anda ucuzlara yönelen annem benim mendebur bakışlarıma mağruz kaldı ve olum işimizi buda görür diyerek epey pasifleşti ve sustu ben bir alışveriş macerasında kazananı olup eve dönmeye başladık eminönünün içinden çıkmamız 45 dakika sürdü babam'ın yine yaratıcılık dolu küfürleri havalarda uçtu..

şiirsel serzeniş

Okulumun hayvanları, gezinir durur sıpaları... dizesiyle başlayan yazım okuldaki yavru kedi sayısının extra artışının okuldaki mal kız sayısıyla aynı orantıda oluşunu anlamamdan kaynaklanmaktadır her mal kızın elinde bir kedi, gez dur deli deli...

avrupa can you hear me ?!

bulgaristan'a göre avrupa
italya'ya göre avrupa

almanya'ya göre avrupa


fransa'ya göre avrupa



avrupa'nın genel görüşü

bilmem bizden parçalar bulabildinizmi avrupalıların düşüncelerinde? sizce nekadar farklıyız onlardan? acaba kahvelerde bütün gün oturup yorumlar yapan amcalardan yokmudur oralarda? belkide bizi,bizde kendilerini gördükleri için istemiyorlar! acaba sınırlarmı bizi birbirimizi tanımaktan alıkoyuyor yada ön yargılarmı? bir insan 3000km uzaktaki başka bir insandan ne kadar farklı olabilir? biz ne kadar özel canlılarızki dünyanın iki ayrı ucundaki iki köpek birbirinin aynısı olurken biz komşudan farklı oluyoruz bunları avrupa birliğine karşı olduğumdan veya birtür kompleks içinde olduğumdan değil kendi yarattığımız sınırlarda hapis olduğumuzdan ve birazda sinirden yazıyorum


21.yy sanatı populer kültür ilişkisi
21.yy'da sanat ve sanatçı sadece sanatla uğraşan olmaktan yada sanatla sınırlandırılmış olmaktan çıktı çünkü insanlık görselliğin güçünü ve ulaşım hızının
farkına vardı yada daha doğru bir deyişle sanatı ve sanatçıyı ekonomiye kanalize etmeye başladı böylece sanatçıları sadece sanat yaptıkları gerçeği kırılmış oldu
artık sanatçıların yetenekleri şirketlerin eline geçti ve ticari değerlere sahip oldu reklam sektörü sanatın bir temsil mekanı olarak her iki tarafında önüne sürüldü(sanat ve şirketler)...
sanatçının tarafından bakarsak büyük bir sorun nerdeyse ortadan kalktı sanatçılar imge veya form yaratma zorluğunun artık o kadarda zor olmadığının topluma görsel anlamda hitap edecek formaların populer kültürün içinde buluna biliceğini öğrendi ve kullandı bunu bazıları şirketlerin çıkarları doğrultusunda bağzıları ise adeta kendi silahlarıyla vururcasına populer kültüre karşı kullandı çünkü bu imge ve formlar görsel olarak olgunlaşmış olmasının yanısıra artık bir görüşü bir duruşu bir düşüncenin tam olarak temsilcisi olmuştur bu durumda sanatçıyı çok rahatlatmıştır artık ne anlaşılma ne topluma ulaşma ne form yada imge arama derdi yoktur tabi her sanatsal hareketin bir karşıtı ortaya çıkmıştır bu sanatçılar günümüzün sokak sanatçılarıdır sokak sanatçıları bu imgeleri populer kültürü dejenere etmek için kullanmış ve iktidarın onayını almadan tamda toplumun kalbi olan kamusal alana saplamışlardır artık sanat sanatçının elinden çıkmış yada sanat eğitimi almış olanın elinden çıkmış yaratıcı yetenekli insanın eline geçmiştir

EMRE DEMİREL

bloğuna tarz arayan adam

bu paylaşımcı dünya'da ne paylaşacağını bilmeden blog açan ben diğer insanların bloglarından çözümler aramaya başladım ne bileyim sadece fotoğraflardan oluşan bir blogmu yapsam internette bulduğum özlü sözlerimi yazsam haberleri izleyip siyasi görüşümüde içine katarak yazılarmı yazsam yoksa gün içinde yaşadığım olayları komik bir dille sizemi anlatsam bilemedim aslında şu an izleyicim olmadığından bu yazının dahi okunamıyacağı gerçeği beni aşırı derecede özgür kılıyor ama sanırım bir çözüm üretirim

babamdan ahlaksız teklif

dün akşam babamla birlikte markete gitmek için evden çıktık babam asansörde bana bu teklifi yaptı ''yarın muameleciye gidelimmi şileye'' ben ''!'' yokya gerekyok ...
bir an şok oldum babam bana resmen kerhaneye gidelim dedi uzun süre konuşmadım .
sonra eve gelince babam bana sorusunu anneme anlattı annemde '' gidin tabi öğrensin bu işleri ''dedi bir süre sonra anlamadığımı anladılar ve muhamelecinin otomobil muhane işleriyle ilgilenen kişi olduğunu öğrendim ama yinede babamın bu teklifini gayet ahlaksız buldum