herkesin ''popi''si var senin Allah'ın yok mu?

bu video'yu ilk izlediğimde çok güldüm,yarıldım,yerlere düştüm,halen aynı şeyi yapmakla birlikte artık ilk izlediğimde kapıldığım alaycı duyguya kapılmamaktayım.Çünkü bu diyalogların bir bakımdan mantıklı olduğunu gördüm.
sokakta yapılan bir röportaj da sorulan sorunun veya istenilen bilginin bütün bireyler tarafından biline bilmesinin bir garantisi yok ,yani bu arkadaşın popiler kültür hakkında bir fikri olmaya bilir ama...
bu arkadaş şöyle bir şey yaparak soruna çözüm buluyor.''popüler'' bilmediği bir kelime ama temel bir türkçe eğitimiyle ''-ler''çoğul eki yani temel kelimeye sonradan eklenmiş ler'i çıkart! kaldı sana ''popi'' ler olduğuna göre sabit birşey değil o zaman herkesin bir ''popisi'' var laik bir ülkede yaşadığımızıda göz önünde bulundurarak hürriyet ilkesi ile kimse kimsenin ''popi''sine karışımaz!
yani işin aslı adam salak değil aslında cahilde değil sadece popüleri bilmiyor düz bir mantık kullanacak kadarda akıllı o'nu burdan yürekten tebrik edip öpücüklerimle uğurluyorum.....

RE: Şaban'a mektup

Çok muhterem aziz dostum vacip,Mektubun yeni ulaştı elime,aşırı sıcaklardan ötürü günde 2 postacı zaiatı olduğu şu günlerde iletişim pek zor...Bizi sorarsan,gücümüzü yitirmeye başladığımızı hissettiğimiz bu günlerde metin olmaya çalışıyoruz,lakin senin bu mektubun adeta bize tokat gibi patladı,kendimize geldik çok şükür.Hatırladım o günleri 110 da köprü girişinde seyir halinde iken,trafikte yanımızdaki ciptekilere adeta nispet edişimiz( Halk otobüsünde şenlik var misali...). Yemin ettik biz insanlığı bu dar koridordan ışığa götürmeye...O vakit hep ayakta durup duruşumuzu gösterelim! Daha nice ayakta günlere

Özgürlük ve ayakta dururken ömrümüzü noktalayabilmek dilği ile....

SAYAT TULUMCUYAN

From: Batı Direniş Karargahı - T800 Avcıları zırhlı bölüğü.

şaban'a mektup



şaban hayat zor hele yazları bir başka zor insanın içine işlenmiş olan üç ay hiçbir şey yapılmaz mantığı dünyanın hızlanmasıyla biraz aslında biraz değil tamamen ortadan kayboldu artık bu hızlı zamanda insan on beş gün dinlense yetiyor ee kalıyor iki buçuk ay ne yapılır ki bu iki buçuk ay'da ben bir şey bulamayıp oturan insanlardanım tam sıkılıp depresyona girmeye başlarken bardağın dolu yarısı aklıma geliyor ve iki buçuk ayın bitmesinin yakın olduğunu düşünüyorum içimi umut ve heyecan kaplıyor boş gezenin boş kalfası olduğum günler azalıyor senin benim gibi insanlar çok şanslıyız çünkü bizim karakterlerimize ihtiyaç duyan işlerimiz var bizim yaptığımızı yapmak isteyen milyonlar her yerde o yüzden bizim hayatımız sadece bize kötü gelebilir bir bankacının, bir muhasebecinin... hayatı onlarada bizede kötü Yani anlayacağın şaban bizim bize,dünyanın bize,işimizin bize,toplumun bize,ihtiyacı var biz en sorumlu özgürlüğe sahibiz o yüzden herkesin üzüldüğüne,herkesin korktuğuna, herkesin yıkıldığına,yıkılırken bile ayağa kalkıp duruşumuzu göstermeliyiz o yüzden liderler liderlerden,halk liderlerden,sanatçılar kendilerinden korkar dünya üzerinde tek sorgulanamayan toplumsal statüye sahibiz sözüm dinden dışarı biz otobüse binen tanrılarız

kutsal mı? neden?

kutsal'ı bizim aramızdan,dünyanın düzeninden,temel bilgiden,ayıran nedir?
bir şeyin kutsal olması ona ne gibi anlam ve özellikler katar? neden kutsal'a ihtiyaç duyarız?
herşeyin bir açıklama ve cevabı olduğu bu dünyada yada evrende sorgulanamayacak olgular yaratıyoruz ve bu olgulara kendi benliğimizden daha çok değer veriyoruz.
aslında bir çok sebep bulunabilir ama ben ''EGO'' üzerinden yanıt arayacağım.
insanlar olarak biz her nedense kendimizi hep hayvanlardan ayırdık,halbuki iyi bir gözlemle sosyal ilişkilerimizde baz aldığımız kıstas ve kıriterler nerdeyse aynı. ilişkilerimizde bulunduğumuz konumu korumak veya yükseltmek gayesi içinde hareket ederiz. güçlüye özendik ama düşmanlaşmadık,güçsüzü yanımıza çektik ama hep güçsüz olduğunu hissettirdik. yani kısacası sosyal yaşamda büyürken hep bizden güçlü bişeyin altında büyüdük bu psikoljiyle egomuz özgürce gelişmedi doğduğumuz günden beri kendimizin özgür bir birey olduğumuz gerçeği yerine,sürekli kendimizin özgür bir birey olduğunu kanıtlamamız gerektiği düşüncesiyle yaşadık. bunu kime kanıtlayacaktık çünkü üstümüzde gördüğümüz kişiliklerde de bu kaygıyı hissediyor ve görüyoruz.
o zaman diyoruzki ''bir şey var'' benim görmediğim, duymadığım, konuşamadığım, tadamadığım, dokunamadığım, ve koklayamadığım... ama o herhalde görüyor ve duyuyor... bizi.
bu düşünceyle yaşamak,bizi sonsuz bir birey olamamanın içine sokup hayatımızı bizim algılayamadığımız bir mercih'den cevap beklememize ve kendimizden fazla değer vermemize onu dukunulmaz, eleştirilemez, küçük düşürülemez gözmemize sebep olur.

tuncay


''tuncay''
tuncay bir deli oğlan bizim apartmanda oturan
sabah ezanında sokağa çıkan
akşama kadar kaldırımda takılan.
tuncay ailesiyle bizim apartmanda oturmaktadır aile tam olarak;anne,baba,abla,abi(evli),yenge,kız yiğen,erkek yiğen'den oluşmaktadır sanırım ailecek bir psikolojik bozuklukları var ablasıda mesela biraz sorunlu abisi minübüs şöförü(akıllı adam işi değil) babası ki 70 küsür yaşalrında oda biraz sorunlu tuncay'a dönelim bu yakışıklının abisi sabahın köründe sokağı minübüsüyle inleterek gider yarım saat sonra otomat sesiyle tuncay apartmandan çıkar ve bizim sokağın sonundaki camiye doğru gider namaz için değil camiden çıkanlardan para almak için daha sonra.. Haaa! sakın böle saldırgan vuran kıran korkutan bir deli zannetmeyin çok kıbar,abi,abla diyerek ister daha sonra evin önüne doğru yürümeye başlar... bizim evin karşısında büyük bir market vardır marketin manav reyonu dışarıdadır erdal ve lokman adındaki iki abi ilgilenir burayla marketin karşısında ise bir bilgisayar şirketi var buranın elemanları bizimkiyle uğraşmayı çok sever bizimki bunları görünce yanlarına gider çünkü burdaki kişiler tuncaya bir şeyler ısmarlarlar fakat tam bilmediğim bir şeyler yaparak tuncayı kızdırıyorlar tabi erdal'la lokman'ın yardımlarıyla tuncay kıznca küfürler havada uçuyor sonra tuncay'a uyarırmışcasına parmak sallıyorlar tuncay'ın sanırım uyarılmaya ve kızılmaya karşı bir saplantısı var git! diyorlar bu başlıyor gitmiyorum,gitmiyorum,gitmiyorum bu tekrarlar sekiz onu buluyor sonra tekrar küfürler... tuncay beni görünce sürekli yengesini şikayet ediyor ''abiii eve gitmeyim dimi yengem kızar dimi yengem kovuyo beni dimii'' der bende kızmaz tuncay kızmaz ama sen çıkma şimdi diye savuştururum bazende ''abi börekçi paramı alıyo dimiii gitmeyim dimii''diyo bende gitme diyorum belli bir saatten sonra tuncay eve yengeye küfürleri ederek çıkar ve günü benim için biter merak etmiyomuyum ediyoru ama elden ne gelir bu yakışıklının günü budur ...

neden bronz bu adamlar


bu abilerin hepsi neden bronz tenli yada yaz'ın adı duyulduğu an neden bu renge bürünüyorlar farkındaysanız Uğur Dündar'ı bu listeye almadım bronzlaşmadığından değil bu camiyanın yenisi olduğundan yoksa oda bu renkte şu aralar
sanırım bu ten renkleri onları biraz entellektuel gösteriyor,veyahut bu ten renklerine amele yanıklarıyla kavuşmadıkları aşikar olduğundan toplumdaki statulerini bize gösteriyorlar bunu eleştiriyel bir bakış açısıyla yada fakir edebiyatıyla yazmıyorum bunlar sadece tespit
mesela bu adamlarla ilgili genellemelerim var
1.bu adamlar bira içmez,şarap,şampanya yada viski
2.bu adamlar kebap yemez!,italyan pizzası,ravioli,paella yada sushi
3.bu adamlar sahilden denize girmez,iskele,yat
4.bu adamlar slip mayo giyerler
5.bu adamlar hafta sonları tatile gider
6.bu adamlar iyi sevişir ve partnerlerine sert davranırlar(bu aşikar üst köşeye bakınız)
7.bu adamlar makyaj da makyozu azarlar
8.bu adamlar hakkında gay dedikoduları çıkar
düşüncelerim bunlar

ok


bu aralar ok işaretine sanatsal olarak takmış bulunmaktayım ok formunun çokta ciddiye alınmadığını düşünüyorum
bana göre bu dünyada özgürlük kelime anlamında idda edildiği gibi okadarda sınırsız bişey değil öyle sanıyorumki nefes aldığımız her an birşey veya birileri tarfından farkında olarak yada olmadan manipulasyona maruz kalıyoruz
hani derlerya!''tecavuz kaçınılmazsa zevk almaya bakıcaksın'' bizimkisi biraz o hesap fakat ben...
yada şöyle anlatayım insanlar birbirlerini iki şekilde yönlendirirler biri ; yönlendirilmek istenen kişiye ondan fiziksel veya psikolojik olarak güçlü olduğumuzu yada onun güçsüz olduğunu göstererek yaparız
ikincisi ise;yönlendirmek istenen kişinin bir birey olduğunu onunda seçim hakları olduğunu ve bu hakkına saygı duyduğumuz göstererek onun bize saygı duymasını sağlayarak yaparız.... bu ikinci yöntem benimde benimsediğim bir yöntem fakat birinci yönteme nazaran oluşması daha uzun sürer ...
yani bana göre ok işareti veya formu insanları manipüle etmenin en kibar ve basit yolu ve bu yönüylede benim saygımı ve ilgimi haketmiş bulunmaktadır.

bir kelime filipince bakın neler oluyor

blog'umun bir yerinde filipince kelime veya kelimeler var bu kelime beni bir süre rahatsız etti fakat bir düşündümde bu kelime benim blog'umu enternasyonel bir blog yapıyor yani evrensel bir statuye çıkartıyor ve gelişimi batıda arayan bloglarada bir ders niteliğinde doğuya yöneliyor blog'um

deneme

o gün birkaç kişi birlikte takıldık o pek konuşmuyor genellikle dinliyor ver gülüyordu gece 04:30'da herkes bir yere kıvrılıp yatmaya başladı bende ikili koltuklardan birine uzandım tam odaya sırtımı dönüp uyuyacaktımki cevaplayamayacağımı bildiği halde bana o soruyu sordu benim tabularım,kurallarım ve prensiplerim vardır o na sadece baktım ve arkamı döndüm ama uyumadım uyuyamadım sürekli bana cevaplamayacağımı bildiği halde neden bu soruyu sorduğunu düşünüyordum sonra bu soruyu neden cevaplayamadığımı düşünmeye başladım sonra ise soruyu düşünmeye başladım cevabını bulduğumda ben dahil hekes uyumuştu sabah yada daha doğrusu öğlen gözümü açtım içimden vereceğim cevabı kurguladım bir hevesle arkamı döndüğümde ise o yoktu erkenden kalkıp gitmişti ilk üzüldüm sonra ise normale döndüm çünkü bir sorunun sorulduğu an cevabını hakettiğini öğrenmiş oldum şimdi ise artık öğrendiğim bişey ve elimde soru bekleyen bir cevap vardı

DAYI

Dayı neden dayı deriz tanımadığınız ve bizden yaşça büyük olan erkeklere neden amca,abi,dede'den daha çok dayı deriz bir yabancıyı bize anca dayı olabilecek kadarmı yakınmıza sokarız yada başkabirdeyişle bir yabancı anca bizi annemizin kardeşimi olabilir peki neden?
bizim türk insanının ataerkil olmasının payı burda küçümsenemez bir erkeğe göre kendi ailesi eşinin ailesine göre daha değerli tabiki bu çok doğal ama iki aile arasındaki fark azımsanamaz dercede açık yani bir türk erkeğine göre eşi yabancı olarak gördüğü eşinin ailesiyle arsındaki kapı yani eş'i yabancı olarak görmediği tek yabancı ama tek sebep bu değil(bence) düşünün dolandırıcı,düzenbaz,haşarı,kurnaz,başbelası gibi sıfatları çoğunlukla dayılara layık buluruz kendi kanımızdan insanlara bu sıfatları bu kadar kolay vermeyiz o zaman dayı dediğimize bu mesajım veriyoruz ''sana dayı diyorum çünkü sen benim iletişim kuracak kadar yakın bulduğum bir yabancısın''bence anaerkil topraklarda yaşayıpta ataerkilliğin dibinde gezmek garip

hiçbirin bütünlüğünde erkek

hiç bir erkek romantik sözü ve hareketi içinden gelerek yapmaz
bütün erkekler ayaklarını kapılara ve masa...vb şeyler vurur
hiç bir erkek bir yere girerken ayakkabı'sını çıkarmak istemez
bütün erkekler beyaz çorap sever
hiç bir erkek oturarak işemek istemez
bütün erkekler lavaboya işer(en az bir kez)
hiç bir erkek tv kumandasını başkasına vermek istemez
bütün erkekler tv'i boxerle izlemek ister
hiçbir erkek fanila giymek istemez
bütün erkekler arkadaşlarının sevgilisini çalmak ister
hiçbir erkek bir kızla sadece arkadaş olmaz
bütün erkeler...........
hiçbir erkek...............

bu senenin gereksiz özeti

rahatlıkla söyleye bilirimki bu sene eğitim alanında hiç birşey yapmadım veya yapamadım nedenini bilmemekle birlikte en az yimi neden ve en az on kişiyi suçlaya bilirim lakin bu yılı bir kayıp olarak görmemekteyim sadece benim anlaşılamadığım bir yıl daha olarak haneme geçirmiş oldum ne bileyim anlaşılmak içinde pek birşey yapmadım ama sonuçta siz beni anlamadınız hırs yapıp kendimi göstereyim diyecem tarzım değil yani aralarda gezen bir zirveyim ben ukalayım egoistim narsistim megalomanım ama size göre iyi biriyim herhalde

eylem planlarım 1

bazen munzur bir karekter beni ele geçirmeye çalışıyor ve en fazla aklıma garip,garip düşünceler sokuyor ...
mesela metroda ensturman çalan emekçi arkadaşların üzerine topla amanmak;
plan şu bir arkadaşım benim dört metre önümde elinde topla yürüyecek ben bir futbolcu gibi giyinmiş olacağım(forma,short,krampon,uzun çorap vs...) önümdeki arkadaş çalgıcının tam karşısına üç metre uzağa top'u koyacak ve yürümeye devam edecek bende koşup topa tüm gücümle abanıcam ve yere bir lira atıp kaçıcam

eminönün'den-evin önüne

cumartesi günü ailecek vermiş olduğumuz bir karar sonucu kondisyon bisikleti almaya eminönü'ne gittik .babam genellikle gültepe-levent hattının taksicisi olduğundan(kendisi 17 yıldır istambul'da polislik yapmakta)eminönüne ikinci gidişi...
neyse arabamızı park etmemiz tam yarım saat sürüp babamın ağzından bir alay yaratıcı küfür duymuş bulunmaktaydım biraz gezip dolaştıktan sonra bir mağazaya daldık beş bisiklet arasından en kaliteli ve en iri olanı gözüme kestirdim fiyatı 550tl benim babam memur annem ise memur zihniyetli olduğundan ucuza yönelme eğlimleri göstermeye başladılar benim tepem ise atmaya başladı fiyat biraz kallavi olduğundan ''biz biraz dolaşalım''dedik ben hemen yolda lobi faliyetlerime başladım onun fiyatı iyi bizi taşır falanlar filanlar babayı tavladım ama annemi tavladığımı düşünmekteydim dükkana geri döndük babam pozitif annem ise sessizdi bir anda ucuzlara yönelen annem benim mendebur bakışlarıma mağruz kaldı ve olum işimizi buda görür diyerek epey pasifleşti ve sustu ben bir alışveriş macerasında kazananı olup eve dönmeye başladık eminönünün içinden çıkmamız 45 dakika sürdü babam'ın yine yaratıcılık dolu küfürleri havalarda uçtu..

şiirsel serzeniş

Okulumun hayvanları, gezinir durur sıpaları... dizesiyle başlayan yazım okuldaki yavru kedi sayısının extra artışının okuldaki mal kız sayısıyla aynı orantıda oluşunu anlamamdan kaynaklanmaktadır her mal kızın elinde bir kedi, gez dur deli deli...

avrupa can you hear me ?!

bulgaristan'a göre avrupa
italya'ya göre avrupa

almanya'ya göre avrupa


fransa'ya göre avrupa



avrupa'nın genel görüşü

bilmem bizden parçalar bulabildinizmi avrupalıların düşüncelerinde? sizce nekadar farklıyız onlardan? acaba kahvelerde bütün gün oturup yorumlar yapan amcalardan yokmudur oralarda? belkide bizi,bizde kendilerini gördükleri için istemiyorlar! acaba sınırlarmı bizi birbirimizi tanımaktan alıkoyuyor yada ön yargılarmı? bir insan 3000km uzaktaki başka bir insandan ne kadar farklı olabilir? biz ne kadar özel canlılarızki dünyanın iki ayrı ucundaki iki köpek birbirinin aynısı olurken biz komşudan farklı oluyoruz bunları avrupa birliğine karşı olduğumdan veya birtür kompleks içinde olduğumdan değil kendi yarattığımız sınırlarda hapis olduğumuzdan ve birazda sinirden yazıyorum


21.yy sanatı populer kültür ilişkisi
21.yy'da sanat ve sanatçı sadece sanatla uğraşan olmaktan yada sanatla sınırlandırılmış olmaktan çıktı çünkü insanlık görselliğin güçünü ve ulaşım hızının
farkına vardı yada daha doğru bir deyişle sanatı ve sanatçıyı ekonomiye kanalize etmeye başladı böylece sanatçıları sadece sanat yaptıkları gerçeği kırılmış oldu
artık sanatçıların yetenekleri şirketlerin eline geçti ve ticari değerlere sahip oldu reklam sektörü sanatın bir temsil mekanı olarak her iki tarafında önüne sürüldü(sanat ve şirketler)...
sanatçının tarafından bakarsak büyük bir sorun nerdeyse ortadan kalktı sanatçılar imge veya form yaratma zorluğunun artık o kadarda zor olmadığının topluma görsel anlamda hitap edecek formaların populer kültürün içinde buluna biliceğini öğrendi ve kullandı bunu bazıları şirketlerin çıkarları doğrultusunda bağzıları ise adeta kendi silahlarıyla vururcasına populer kültüre karşı kullandı çünkü bu imge ve formlar görsel olarak olgunlaşmış olmasının yanısıra artık bir görüşü bir duruşu bir düşüncenin tam olarak temsilcisi olmuştur bu durumda sanatçıyı çok rahatlatmıştır artık ne anlaşılma ne topluma ulaşma ne form yada imge arama derdi yoktur tabi her sanatsal hareketin bir karşıtı ortaya çıkmıştır bu sanatçılar günümüzün sokak sanatçılarıdır sokak sanatçıları bu imgeleri populer kültürü dejenere etmek için kullanmış ve iktidarın onayını almadan tamda toplumun kalbi olan kamusal alana saplamışlardır artık sanat sanatçının elinden çıkmış yada sanat eğitimi almış olanın elinden çıkmış yaratıcı yetenekli insanın eline geçmiştir

EMRE DEMİREL

bloğuna tarz arayan adam

bu paylaşımcı dünya'da ne paylaşacağını bilmeden blog açan ben diğer insanların bloglarından çözümler aramaya başladım ne bileyim sadece fotoğraflardan oluşan bir blogmu yapsam internette bulduğum özlü sözlerimi yazsam haberleri izleyip siyasi görüşümüde içine katarak yazılarmı yazsam yoksa gün içinde yaşadığım olayları komik bir dille sizemi anlatsam bilemedim aslında şu an izleyicim olmadığından bu yazının dahi okunamıyacağı gerçeği beni aşırı derecede özgür kılıyor ama sanırım bir çözüm üretirim